DİVANÜ LÛGAT-İT-TÜRK VE ALP ER TUNGA* / ORHAN ŞAİK GÖKYAY

0
684

* Bu ad aslında “Tuña” diye okunmak gerektir, çünkü eski yazımızda “sağır kef” diye adlandırılan ve genizden gelen harf “ng” biçiminde yazılırdı. Bununla birlikte kahramanımızın adı genel olarak “Tunga” diye bellenmiş olduğundan biz de değiştirmeyi uygun görmedik.

Divanü Lügat-it-Türk, Kâşgarlı Mahmut’un Karahanlılar zamanında yazdığı Türkçe-Arapça bir sözlüktür. Yazar, aslında Barsganlıdır. Üç cilt olan kitabında, özellikle Kâşgar Hakanlı Türkçesini, Çiğilce ve Oğuzcayı canlandırmıştır. Kitabın önemi yalnızca zengin bir Türkçe sözlük olmakla kalmaz. Kâşgarlı, Bizans hududundan Çin sınırına değin uzayan Türk illerinde yaşayan Türk kabilelerinin lehçelerinden de örnekler vermiştir. Bu kadar da değil, bu kitapta Türklerin yaşadığı yerlere, Türk etnografyasına, onların toplum hayatına olduğu gibi inançlarına dair de bilgiler buluyoruz. Bunların değeri çok büyüktür. En eski Türk savları bu kitapta yer almıştır; bize değin gelmeyen edebî eserlerden, eski destanlardan, halk edebiyatından zengin örnekler de verilmiştir. Arap edebiyatına özenilerek meydana getirilmiş şiir örneklerine bile rastlanmaktadır. Bütün bu yönleriyle bu kitap kültür tarihimizin en büyük kay naklarından biridir.

En eski Türk destanı saydığımız Oğuz destanın baş temelini veren Şu ve Alp Er Tunga rivayetlerini biz buradan öğreniyoruz. Bu rivayetlerde, İran hükümdarları ile savaş eden Türk hakanları anlatılmaktadır. Eski İran-Türk savaşları dolayısıyle İran ve Türk destanları arasında bir ilgi bulunduğu, rahmetli Prof. Zeki Velidi Togan tarafından ortaya konmuştur. İran hükümdarları ile savaşta bulunan hakanların merkezi Çu havzasında Balasagun, Doğu Türkistan’daki Ordukent (= Kâşgar) şehridir. Azerbaycan kuzeyindeki Şabıran ile güneyindeki Kazvin şehirleri de Tunga Alp’ın şehirleri olarak gösterilmektedir.

Eski Türklere ait İran rivayetlerinde, bütün dünyayı elinde tutan bir Türk devletinden söz edilmektedir. Bunların merkezi olarak da Isık Göl’ün batısındaki Koçunkarbaşı ve Zerefşan kıyısındaki Rûyindiz (= Tunçkale) ve Ordukent gösterilmektedir. Bu devletin büyük hükümdarı olan Efrasiyab (= Alp Tunga) İranlılarla savaşlarında onları yendiği Zaman Siistan güneyindeki Hamun gölü çevrelerinde vc İran içlerinde bulunmaktadır. Yenilip de İranlılar onun arkasına düştüğü zaman ise Altaylara ve Altay arkasmda ve doğusundaki büyük göllerden birine, Koso Göl’e ya da Baykal gölüne ve yine o yandaki başka bir Rûyindiz (=Tunçkale) şehrine kaçıyor. Son olarak memleketinin batı parçası Azerbaycan’a geldiğinde, orada. İranlıların eline geçerek öldürülüyor.

Efrasiyab (= Alp Tunga) hakkındaki İran rivayetleri, onun hayatının Urmiye gölünde sona erdiğini söylerler. Bıı rivayet eski Türklerde, ölülerini ırmağa sarkıtarak gömme âdetlerini hatırlatmaktadır.

İsa’dan önce VII. yüzyılda yaşayan Saka hükümdarı olarak kabul edilen Tunga Alp (Efrasiyab) Edil (Volga) nehri tarafından gelerek Demirkapı üzerinden Ön Asya‘ya geçmiş ve oradan İran-Horasan yolu ile Buhara yakınındaki Beykend’e ve Çu havzasının yukarı başlarında bulunan Koçunkarbaşı denen yere dönüp gelmiştir. Bu Koçunkarbaşı, bugün Isık-Göl’ün batısında bulunan Koçkar yaylası, Karahanlılar zamanında hükümdarların çok sevdiği bir yayla idi.

Strabon, Medyalıların, Sakaların elinden kurtulmalarını “Sakaya” adı verilen bir bayramla her yıl kutladıklarını ve tekrar ele geçirdikleri Anadolu’da Zile şehrindeki İranlıların bu bayramı kendi zamanında bile (İsa’ nın ilk yüzyılında) anmakta olduklarını söyler. Saka reislerinin aldatılarak öldürülmeleri İsa’dan önce 626 sıralarında olmuştur. Burada adı geçen Medya kralı Kiyaksaros, İran destanlarında Keyhusrev olduğu gibi Efrasiyab da Türk rivayetlerindeki Tunga Alp’tır. Bu Saka bayramının, El -Bîrünî ve başkalarınca 13 tîremah ayında (26 haziran), İran hükümdarlarının Efrasiyab’ın elinden kurtulmaları bayramı diye anılan “Tîregân Bayramı” “ile bir olduğu anlaşılmaktadır. Minuçihr ile Efrasiyab’ın Âmül şehrinden Maveraünnehir semtine bir ok atımı yere kadar sınır çizerek barış yaptıkları bu günü İranlılar uğurlu sayarlar.

İranlılar, Türklerden Efrasiyab (= Alp Er Tunga)’ın kardeşi Barsgan tarafından Beykent’te öldürülen güveyisi İran şehzadesi Siyavuş’un öldürülmesi olayını hiç unutmadıkları ve yılın belli bir gününde yas tuttukları gibi, Türkler de Anadolu’da ya da Azerbaycan’da öldürülen Alp Er Tunga’nın yasını tutmuşlardır. Orhun yazıtlarında 714 yılında Uyguristan’daki Beşbalık şehrinin kuşatılmasından söz edilirken bu kuşatmanın burada Tunga Tigin’in yuğ (= yas) töreninin yapıldığı bir günde olduğu söylenmiştir. Uygurların Bezeklik’teki tapınağının duvarı üzerinde ağzında ve giyeceğindeki lekelerinden bir şehidi gösterdiği anlaşılan bir resim bulunmaktadır. Bu resmin bir yerinde “Tunga Tigin”, başka bir yerinde “Tunga ol” diye okunan bir yazı vardır.

Alp Er Tunga’nın, bu eski Saka Türk kahramanının hatıraları yüzyıllarca yaşamıştır. Divanü Lûgat-it-Türk’te, bu ilk Azerbaycan ve Anadolu fatihine ait destandan yuğ (= yas) şiirleri bulunmaktadır.

Alp Er Tunga öldi mü?

İsiz ajun kaldı mu?

Özlek öcin aldı mu?

Emdi yürek yırtılur

diye başlayan ve kitabın türlü yerlerine serpiştirilmiş olan on bir dörtlük vardır. Bunlardan bir tanesi küçük birtakım değişikliklerle tekrarlanmaktadır. Alp Er Tunga ile ilgili ağıttan kopmuş olan bu parçalar, günümüzün Türkçesine çevrilerek ve düz yazı ile verilmiştir:

Zaman fırsat gözetti, yer altına. pususunu kurdu, beylerin beyini şaşırttı. O (= Alp Er Tunga) kaçmakla bundan nasıl kurtulur?

Feleğin günleri, insanın gücünü kırıp tüketinceye dek çabuk çabuk geçer ve dünyadan erleri (= Alp Er Tunga’yı ve onun adamlarını) alıp götürür de dünya bomboş kalır.

Zamanın âdeti böyledir işte. Bundan başka öldürücü nedenlerden bir neden de vardır. Zaman, dağların başını gözetip okunu attı mı, dağ başları kertilir.

Zaman gezleyip de okunu atarsa ve bununla bir dağı vurmak isterse, o dağın deresi de, tepesi de yırtılıp paramparça olur.

Beyler, atlarını yordular, kaygı onları durdurdu; benizleri, yüzleri sarardı, safran sürülmüş gibi…

Erler Alp Er Tunga’nın yasından kurtlar gibi uluşuyor, yakalarını yırtıp bağrışıyor, sesleri kısılıncaya dek ağlaşıyor ve ağlamaktan gözlerı yaşlarla örtülüyor.

Bağrım yandı, onmuş yaralarım tırmalandı, geçmiş günleri andı; geceler, gündüzler geçer, hep o (Alp Er Tunga) aranır.

Zaman, bütün bütüne gücünü yitirdi, erdemler azaldı; güçsüzler, düşkünler güçlendi, erdemler beyinin (Alp Er Tunga’nın) ölümünden…

Zaman öyle getirdi ki bilginlerin hali kötüleşti; felek onları öyle bir ısırış ısırdı ki edebin ve kahramanlığın eti kokuştu, arıklıktan ayakta duramayıp yıkıldı, yerlerde süründü kaldı.

Zaman, zaman olmaktan çıktı, kötüleşti. Güçsüzler, arıklar güç buldu. Zamane ehlinde erdem kalmadı, dünyanın beyi (Alp Er Tunga) dünyadan gidince…

Alp Er Tunga’nın hatırası XI. yüzyıla dek Türklerin arasında yaşamıştır. Bunu bir de Kutadgu Bilig’den anlıyoruz. Orada, onun bütün Türk beyleri içinde geniş bilgisi ile bütün erdemleri kendisinde topladığı anlatılmakta ve Farsların onu Efrasiyab diye andıkları söylenmektedir.

Alp Er Tunga’nın “Kaz” adında bir kızı olduğunu, Kazvin şehrini bu kızın yaptığını, Golça tarafından onun adını taşıyan bir nehir bulunduğunu Kâşgarlı Mahmut’tan öğreniyoruz.

Alp Er Tunga’nın oğlu, Yazıcıoğlu’nun Selçukname’sinde “doksan deriden kürk olsa topuğuna örtmeyen, dokuz deriden şebkülâh olsa tülüğün (şakaklarını, kaşla kulak arasındaki saçlarını) örtmeyen, doksan koyun dovgalık (kuzu eti un ve turşu ile yapılan bir aş) on koyun öyüncük yetmeyen, dokuz yaşar cüngün (yük taşıyan deve; dokuz yaşında yük devesi) silküp atan, kıynağında gökte tutan, at başın yalmırıp bir kez yutan Efrasiyab-oğlu Alp Arız Bey diye nitelendiği gibi Dede Korkut kitabında da onun kahramanlıkları ve nitelikleri, Orta Asya Türklerinin kahramanlık destanlarındaki en eski anlatım yolu ile ve benzeri abartmalarla verilmektedir.

TÜRK DİLİ DİVANÜ LÛGAT-İT-TÜRK ÖZEL SAYISI, YIL 22, CİLT XXVII, SAYI 253, 1 EKİM 1972, 56-59

Avatar

Leave a reply