ÂŞIKPAŞAOĞLU VE ESERÎ

0
494

H. NİHAL ATSIZ

Kendisini “Derviş Ahmed Âşıkî” diye tanıtan Âşıkpaşaoğlu hicrî 795’te (milâdî: 17 Kasım 1392–5 Kasım 1393) Amasya’ya bağlı Ulvan Çelebi köyünde doğdu. Soy kütüğü şöyledir:

asikpasaoglunun-soy-kutugu

816’da (milâdı: 3 Nisan 1413–22 Mart 1414) yani yirmi yaşlarında iken Geyve’de hastalanmış ve Orhan Gazi’nin imamının oğlu olan Yahşi Fakih’in evinde kalarak bu evde Osmanlı tarihinin Yıldırım Bayazıd sonuna kadar olan bölümünü yazılı olarak bulup okumuştur. Bu sırada Çelebi Sultan Mehmed’in, Musa Çelebi ile çarpışmak üzere
Rumeli’ye geçtiğini görmüştür. Hâttâ kendisinin de Geyve’ye kadar Çelebi Mehmed’in maiyetinde gelmiş olması muhtemeldir.

825’te (milâdî: 26 Aralık 1421–14 Aralık 1422) ikinci Murad’la Yıldırım’ın oğlu Mustafa Çelebi arasındaki vukuata katılmıştır. Vaktiyle Musa Çelebi’nin maiyetinde bulunduğu için Tokat’ta mahbus bulunan Mihaloğlu Mehmed Beğ, vezirlerin iltiması ile hapisten çıkarılarak Bursa’ya gelirken Ulvan Çelebi tekkesi’ne uğrayarak derviş Ahmed Âşıkî’yi de
yanına almış, İkinci Murad’ın ordusuna getirmiştir. Ahmed Âşıkî, Ulubat köprüsü yanında iki ordu arasındaki vukuatı görmüştür.

840’ta (miladî: 16’temmuz 1436–4’temmuz 1437) Hacca gitmiştir. Mısır’da Bekriyye tarikatından Seyid Ebülvefâ’nın halifesi olmuş, Mekke’de de başka şeyhlerle görüşüp konuşmuştur.

841’de (milâdî: 5’temmuz 1437–23 Haziran 1438)Hacdan dönerek sancak beğlerinden İshak Beğ’le birlikte Üsküb’e gelmiş, onunla birlikte akınlara katılmıştır. Bir defa İshak Beğ’in oğlu “Paşa Beğ” ile ve “Kılıç Doğan”la birlikte çapula gitmiş, bir gün’de İshak Beğ’in maiyetinde büyük bir çarpışmaya katılarak birkaç düşman öldürdükten başka beş
tanesini de esir ederek Üsküb’e getirmiş ve 900 akçaya satmıştır. 842’de (milâdî: 24 Haziran 1438- 13Haziran 1439) ikinci Murad’ın Macaristan akınına katılmış ve Sultan Murad kendisine dokuz esir verince Âşıkpaşaoğlu: “Devletlü
Sultanum! Bu esiri götürmeye at gerekdür ve bu yolda akça gerek”‘demiş, padişah’da kendisine 5000 akça ile 2 at vermiştir. Âşıkpaşaoğlu esirleri dört ata (ikisi herhalde kendisinindi) yükleyerek Edirne’ye gelmiş, esirlerin kimini 200, kimini 300 akçaya satmıştır.

852’de (19 Ekim 1448) Hunyadi Yanoş’la yapılan ikinci Kosova Savaşında bulunmuş, 55 yaşında bulunmasına rağmen, vuruşmada bir düşman askerini öldürmüş ve padişah tarafından kendisine bir at verilmiştir.

857’de (29 Mayıs 1453) İstanbul’un fethinde Ak Şemseddin, Şeyh Vefa, Akbıyık gibi şeyhlerle birlikte bulunup İstanbul alındıktan sonra kendisine gaza malından ev verilmiş olması ve dışardan İstanbul’a getirilenleri irşadla vazifelendirilmiş bulunması kuvvetle muhtemeldir. Bu sırada evinin yanına bir’de mescit yaptırmıştır, İstanbul’a yerleştikten sonra Râbia adında bir kızı doğmuştur.

861’de (milâdî: 29 Kasım 1456–18 Kasım 1457) Fatih’in oğullan Bayazıd’la Mustafa’nın, Edirne’de yapılan sünnet düğününde davetli olarak bulunmuş ve herkes gibi o’da padişahın ihsanına nail olmuştur.

Aynı yılda padişahın yaptığı Ballıbadra seferi dolayısıyla ihsan umarak Üsküb’e gitmiştir.’tarihinde ihsan aldığına dair bir şey söylemediğine göre umduğuna erememiş olduğu anlaşılıyor.

874’te (milâdî: 11’temmuz 1469–29 Haziran 1470) kızı Râbia Hatun’u, müridlerinden Seyid Velayetle evlendirmiştir.

22 Muharrem 886 Cuma günü (= 23 Mart 1481) milâdî hesapla 88 yağında olduğu halde

Ölmüştür. Eserine “Tevârîh-i Âl-i Osman”‘denilmiştir. “Osmanlı Hanedanı tarihi”‘demektir. Bunu 1476’da yazmaya başlamıştır. O zaman 83 yaşında olduğuna göre hafızaya dayanarak verdiği bilgilerde epey yanlışlar olacağı tabiîdir ve bu yanlışlar belli olmaktadır. Fakat içinde bulunduğu vakalar hakkındaki bilgileri tarihî değer taşımaktadır. Tarihinin
kaynaklarını şöylece sıralayabiliriz:

1— Başlangıçtan Yıldırım Bayazıd sonuna kadar olan kısmı, Orhan Gazi’nin imamının oğlu Yahşi Fakih’in evinde gördüğü bir kitabı okuyarak Öğrenmiştir. Kendisi o sırada 20 yaşında idi. Kitabım yazarken 83 yaşında olduğuna göre arada geçen 63 yılda birçok vukuatı unutmuş veya yanlış hatırlamış, karıştırmış olacağı tabiîdir.

2— Hicrî 793’te (milâdî: 9 Aralık 1390–28 Kasım 1391) Yıldırım Bayazıd’ın Alahisar’da Macarlar’la yaptığı savaşı, o savaşta bulunan Temürtaşoğlu Umur Beğ’den dinleyerek anlatmıştır.

3— Yıldırım’la Aksak Temir arasındaki 1402 Çubukova savaşını, o savaşta Yıldırım’ın Solaklarından olup sonra Çelebi Mehmed zamanında Amasya dizdarı, îkinci Murad zamanında’da Bursa naibi tayin olunan birisinden işiterek yazmış, fakat bu adamın adını söylememiştir.

4— İkinci Murad ve Fatih zamanlarım bizzat yaşayarak ve savaşlardan bazısına katılarak kaleme almıştır.

Bu tarih, o zamanın konuşulan Türkçesiyle yazılmış bir eser olup tarihî değerinden başka dil bakımından da büyük kıymet taşımaktadır. Dili ve üslûbu Dede Korkut kitabının dilini ve üslûbunu andırmaktadır. Kitaba, müellifin ölümünden sonra’da bazı kimseler, ihtimal Âşıkpaşaoğlu’nun müridleri tarafından eklemeler yapılmıştır. Ben o parçalan buraya
almadım. Müellif, anlattığı vakaların tarihini yalnız hicrî yıl olarak vermekte, ay ve gün zikretmemektedir. Bu sebeple bir hicrî yıl, milâdî tarihin hangi yılının hangi gününden başlayıp hangisinde bitiyorsa, onu, parantez içinde göstererek okuyuculara kolan buraya almadım.

Âşıkpaşaoğlu tarihinin yazma nüshalarında bazı isimler ve rakkamlar birbirinden farklı şekilde kaydedilmiştir. Bu farkları dip notlarında gösterdim. Müellif, bâblara ayırdığı eserinde, hemen her babın sonuna bir takım manzumeler’de eklemiştir. O bâbdaki tarih vakaları ile ilgili olan bu manzumeler gayet bozuk bir aruzla yazılmıştır. Şiir bakımından hiç bir’değeri olmadığı gibi eserdeki güzel ve akıcı Türkçeden de bu manzumelerde eser yoktur. Bu sebeple boşuna yer kaplamaması için bu acemice manzumeleri buraya almadım.

23 Şubat 1970
ATSIZ

Avatar

Leave a reply